İyiliğin Işığı Çocuklara Özel Dini Masal

Uzak dağların arasında, yemyeşil ağaçlarla çevrili küçük bir köy vardı. Bu köyde yaşayan insanlar birbirlerine yardım eder, büyüklerine saygı gösterir ve Allah’ın verdiği nimetler için her gün şükrederlerdi. Köyün en meraklı çocuğu ise on yaşındaki Yusuf’tu.
Yusuf, her sabah erkenden kalkar, dedesiyle birlikte camiye gider, ardından okuluna koşardı. Bir gün dedesi ona şöyle dedi:
“Yusuf, dünyadaki en büyük zenginlik altın ya da gümüş değildir. En büyük zenginlik, güzel ahlak ve Allah’ın rızasını kazanmaktır.”
Yusuf bu sözleri hiç unutmadı. Fakat aklında hep bir soru vardı:
“Allah benim yaptığım iyilikleri gerçekten görüyor mu?”
Dedesi gülümseyerek cevap verdi:
“Evladım, Allah gökteki yıldızları da, denizin en dibindeki küçücük balıkları da bilir. Senin yaptığın en küçük iyiliği bile mutlaka görür.”
O günden sonra Yusuf, her yaptığı iyiliği Allah’ın rızasını kazanmak için yapmaya karar verdi.
Bir sabah okula giderken yol kenarında yaşlı bir teyzenin ağır bir odun sepetini taşımaya çalıştığını gördü. Hemen yanına koştu.
“İzin verirseniz size yardım edebilirim.”
Yaşlı teyze çok sevindi.
“Allah senden razı olsun evladım.”
Yusuf sepeti teyzenin evine kadar taşıdı. Eve vardığında teyze ona birkaç altın vermek istedi.
Yusuf nazikçe başını salladı.
“Ben bunu para için yapmadım. Allah’ın beni sevmesini istiyorum.”
Yaşlı teyzenin gözleri doldu.
“Ne güzel bir niyetin var. Rabbim seni hep doğru yoldan ayırmasın.”
Aradan birkaç gün geçti. Köyde büyük bir kuraklık başladı. Yağmurlar haftalardır yağmıyordu. Tarlalar kurumaya, hayvanlar susuz kalmaya başlamıştı.
Köyün imamı bütün köylülere haber verdi.
“Yarın sabah hep birlikte yağmur duasına çıkacağız.”
Ertesi gün herkes meydanda toplandı. Çocuklar, yaşlılar, anneler ve babalar ellerini semaya açtı.
Yusuf da dua ederken bütün kalbiyle şöyle söyledi:
“Allah’ım… Sen her şeye gücü yetensin. Bize yağmur gönder. Bütün canlılara merhamet et.”
Dua bittikten sonra herkes evine döndü. Bazıları umutsuzdu.
“O kadar zamandır yağmur yağmıyor.”
Fakat Yusuf’un kalbinde hiç şüphe yoktu.
“Allah duaları mutlaka duyar.”
O gece gökyüzünde kara bulutlar belirdi. Önce hafif bir rüzgâr esti. Sonra iri damlalar toprağa düşmeye başladı.
Sabaha kadar bereketli bir yağmur yağdı.
Köylüler sevinç içinde dışarı çıktı.
“Elhamdülillah!”
Kuruyan tarlalar yeniden canlandı. Hayvanlar su içti. Çiçekler açmaya başladı.
Dedesi Yusuf’un omzuna dokundu.
“Gördün mü evladım? Allah, samimi duaları asla karşılıksız bırakmaz. Ama dua ederken sabırlı olmak gerekir.”
Yusuf o gün çok mutlu oldu.
Aradan aylar geçti. Bir gün okuldan dönerken küçük bir kuşun kanadının incindiğini gördü. Kuş uçamıyordu.
Yusuf onu dikkatlice eline aldı.
Evine götürdü.
Annesiyle birlikte kuşun kanadını sardılar. Önüne su ve yem koydular.
Her gün onunla ilgilendiler.
Bir hafta sonra kuş yeniden uçabilecek kadar iyileşti.
Yusuf ellerini açtı.
“Haydi küçük dostum, Allah seni özgür yarattı.”
Kuş gökyüzüne doğru kanat çırparken sanki teşekkür eder gibi birkaç kez Yusuf’un etrafında döndü.
Dedesi bunu görünce gülümsedi.
“Peygamber Efendimiz, hayvanlara merhamet edenlere Allah’ın da merhamet edeceğini haber vermiştir. Her canlı Allah’ın emanetidir.”
Bu sözler Yusuf’un kalbine iyice yerleşti.
Artık yalnız insanlara değil, hayvanlara, ağaçlara ve doğaya da sevgiyle davranıyordu.
Bir gün okul öğretmeni öğrencilerine önemli bir soru sordu:
“Büyüyünce nasıl bir insan olmak istiyorsunuz?”
Kimi doktor olmak istediğini söyledi, kimi öğretmen, kimi mühendis…
Sıra Yusuf’a geldi.
“Ben önce Allah’ın razı olduğu bir kul olmak istiyorum. Sonra hangi mesleği yaparsam yapayım, insanlara faydalı olmak istiyorum.”
Öğretmeni gülümseyerek başını salladı.
“İşte gerçek başarı budur.”
Yıllar geçti.
Yusuf büyüdü, eğitimini tamamladı ve köyüne döndü. Çocuklara ders verdi, ihtiyaç sahiplerine yardım etti, yaşlıları ziyaret etti, ağaçlar dikti ve kimsenin kalbini kırmamaya çalıştı.
Köyde herkes onu severdi.
Bir gün dedesi artık çok yaşlanmıştı.
Yusuf’un elini tuttu ve şöyle dedi:
“Evladım, hatırlıyor musun? Sana en büyük zenginliğin güzel ahlak olduğunu söylemiştim.”
Yusuf gülümseyerek cevap verdi:
“Evet dede. Şimdi bunun ne kadar doğru olduğunu daha iyi anlıyorum.”
Dedesi son kez tebessüm etti.
“İnsan, arkasında mal değil; iyilik, dua ve güzel hatıralar bırakmalıdır.”
O günden sonra Yusuf, her sabah güne başlarken şu duayı etmeyi alışkanlık haline getirdi:
“Allah’ım, bana doğruyu söylemeyi, iyilik yapmayı, kimseyi incitmemeyi ve her zaman Sana şükreden kullarından olmayı nasip et.”
Köyde yaşayan çocuklar da Yusuf’un davranışlarından örnek aldı. Birbirlerine yardım etmeye, dürüst olmaya, büyüklerini sevmeye ve Allah’ın verdiği nimetlere şükretmeye başladılar.
Çünkü gerçek mutluluğun; zenginlikte, gösterişte ya da çok şeye sahip olmakta değil, güzel ahlakta, samimi ibadette, merhamette ve Allah’ın sevgisini kazanmaya çalışmakta olduğunu öğrenmişlerdi.
Ve o köyde dilden dile şu söz söylenmeye devam etti:
“İyilik yapanın kalbi aydınlanır, Allah’a güvenen asla yalnız kalmaz.”





